PDA

Tam Sürümü Gör : Kayserispor İçin Oğlumdan İzin Aldım


Tim
24.02.2011, 14:02
Kayserispor için oğlumdan izin istedim
BEHRAM KILIÇ
Sayı: 841 / Tarih : 17-01-2011

Süper Lig’in başarılı ekiplerinden Kayserispor’un genç teknik adamı Şota Arveladze, “Beni Tolunay Kafkas aradı. ‘Ben gidiyorum. Yerime sen gelir misin?’ dedi. Bu teklifi alır almaz hemen oğluma sordum.” diyor.



Türkiye onu, 1993-1997 yılları arasında Trabzonspor’daki başarılı performansıyla tanıdı. İkiz kardeşi Arçil ile birlikte forma giydiği Karadeniz ekibinde gol krallığı da yaşadı. Bu süreçte sadece bordo-mavili taraftarların değil, tüm Türkiye’nin sempatisini kazandı. Sonrasında Hollanda devi Ajax’ta dolu dolu 4 sezon geçirdi. Ardından İskoçya’nın Glasgow Rangers takımında da 4 sezon oynadı. 2005’te başka bir Hollanda takımı AZ Alkmaar’ın yolunu tuttu. 2007-08 sezonunda İspanya’nın Levante takımında forma giydi ve futbolu burada bıraktı. Mayıs 2008’de Hollandalı ünlü teknik direktör Louis Van Gaal’ın teklifini kabul ederek AZ Alkmaar’da yardımcı antrenörlüğe başladı. Van Gaal’ın ayrılmasından sonra göreve gelen Ronald Koeman’la da çalıştı. Bu sezon başında ise Tolunay Kafkas ile yollarını ayıran Kayserispor’un teklifini kabul ederek yeniden Türkiye’ye döndü. Onun önderliğindeki takım, Süper Lig’in ilk yarısını 32 puanla 4. sırada bitirdi. Şota Arveladze, hem kariyerini hem de Kayserispor’daki başarısının arka planını, Türkiye’de kendisiyle ilk röportajı yapan Aksiyon’a anlattı.

-Yaklaşık 14 yıl sonra tekrar Türkiye’ye döndünüz. Türkiye’de neler değişti?

Çok şey değişti. Futbol açısından gelişme var. Sahalar değişti. Yabancı kontenjanı arttı. Hakemler ve hocalar gelişti. Artık futbolu bıraktıktan sonra ‘bari hoca olayım’ düşüncesi yok. Ciddi eğitimler var Türkiye’de. Bir de naklen yayın gelirleri bayağı arttı.

-Türkiye’de oynadıktan sonra Avrupa’ya gittiniz. Oradan burası nasıl görünüyordu?

Gittikten sonra çok geriye dönüp bakmadım açıkçası. Arkadaşlarımız vardı. Onlarla diyaloglarımız sürdü ama Türkiye Ligi’ni çok takip ettiğimi söyleyemem.

-Trabzon taraftarı sizi çok sevdi. Hâlâ da seviyor. Bu sevgiyi nasıl kazandınız?

Çok basit. İlk günde neysek son güne kadar o olduk. İki suratımız olmadı bizim. Başarılı olunca da farklı davranmadık. Bizimle ilgili ilk düşünceleri doğruydu. Tabii futbol da sevilmemize yardımcı oldu. Artı ikizdik. Ve de yakışıklıydık (gülüyor).

-Trabzon, sizin ilk yurt dışı tecrübeniz.

Gürcistan’dan 19 yaşındayken ayrıldık. Anne-baba ile yaşarken bavulu topladık. Önümüze bir fırsat sundular. Ama iş bununla bitmiyordu. Çünkü futbol, sadece iki saat sahada oynamak değildi. Geride kalan 22 saat yanında kimse yok. Her şeyi yaparken tek karar verecek olan da sensin. Her adımını sen kontrol edeceksin. Sana kimse ne yedin, ne içtin, neredeydin diye sormayacak. Trabzon bizim ilk gurbetimizdi. Bize neyin doğru neyin yanlış olduğunu, profesyonelliğin gereklerini öğretti.

-Oradan dünya kulübü Ajax’a transfer oldunuz.

Evet. Bir rüyaydı. Herkes orada oynamak ister. Ben oraya fotoğraf çektirmeye gitmedim. Başardım. Önce 24 numarayı verdiler bana. Sonra onların çok değer verdiği Cruyff’un forması olan 14’ü… Benden sonra da bu formayı müzeye kaldırdılar. Artık kimse bu formayı giymeyecek. 9 numarayı giydim. Oraya gittim, sadece imza atmakla kalmadım. 125 gol attım. Seyretmedik, bizi seyrettiler. Oydu amacımız ve bunu başardık. Takımda bir sürü ünlü oyuncu vardı. 5-6 forvet vardı ama biz hep oynadık. Ama dünyanın en iyi oyuncusu olamadım. Onu da istedim ama kolay değildi.

-Teknik direktörlüğe ne zaman karar verdiniz?

Sahada aktif bir oyuncuydum. Konuşan, arkadaşlarını yönlendiren bir oyuncuydum. Futbol bitiyordu. Son 3-4 sene bu mesleği yavaş yavaş düşünmeye başladım.

-Van Gaal’in yardımcısıydınız. Ne kattı size?

Maddeler hâlinde bu bu bu demek zor. Futbol oynarken onunla çalıştım. Bana çok katkısı oldu. Ama yardımcısıyken yine aynısını verecek diye bir şey yoktu. Kolay bir şey değil teknik direktörlük. Senin içinde de bir şey olması gerekir. Hocalığın çok zor bir iş olduğunu söylemeye çalışıyorum. İnanılmaz zor. Ben konuşuyorum, futbolcu benim ne demek istediğimi anlayacak, anlamakla kalmayıp aynen yapacak. Yaparken de karşısında rakip olacak.

-Kayserispor’un teklifi ne zaman geldi?

Ben AZ Alkmaar’da oynarken UEFA Kupası’nda Kayserispor ile karşılaşmıştık. Süleyman abi (Hurma) o zaman bana “Şota, şunu bil; ne zaman istiyorsan bu takımda yerin var.” dedi. “İstediğin zaman bu takımda oynayabilirsin.” dedi. Bu, öylesine söylenmiş bir söz değildi. Sadece futbol oynamayı da kastetmemişti. Çünkü ben o zaman 34 yaşındaydım. Arkasında kesin bir şey vardı. Ciddiydi. Herkes ‘gel oyna’ der ama bu farklıydı. Sorunuza gelince… Beni Tolunay Kafkas aradı. ‘Durumun ne?’ diye sordu. Van Gaal, Bayern Münih’e gitmişti. Sonra Ronald Koeman geldi. Sezon bitiyordu. Tolunay bana ‘Ben ayrılacağım. Yerime gelir misin?’ diye sordu. Tabii bu başkanın ve Süleyman abinin bilgisi dâhilindeydi.

-Düşündün mü hiç?

Teklifi alır almaz oğluma sordum. Eskiden olsa bavulunu al git; ama şimdi öyle değil. Ona sözüm vardı. 2 sene bir yere gitmeyecektim. Hollanda, İskoçya, İspanya, tekrar Hollanda… Çok dolaştık beraber. Hadi biraz yerimizde duralım dedik ama Kayseri’den teklif geldi. ‘Sen ne düşünüyorsun?’ dedim. ‘Hayır’ dedi, ‘Şimdi başlama baba, sen bana demedin mi birkaç yıl bir yere gitmeyeceğim?’ Ona bu teklifin büyük bir fırsat olduğunu söyledim. İkna etmeye çalıştım; çünkü ona söz vermiştim. Tam ikna edemedim ama...

-Oğlunuz kaç yaşında?

13... Tabii o da haklıydı. Bu yaşına kadar bayağı zorlandı. Sürekli okulu değişiyor, arkadaşları değişiyordu. Şu an Kayseri’de. Bir de 7 yaşında kızım var. O küçük olduğu için fazla etkilenmedi. Ben deplasmanlara gittiğimde ona hep ‘Bak oğlum, ben gidiyorum, eve göz kulak ol.’ derdim. O da benim oturduğum koltukta oturup orada yemek yiyormuş. Annesi ‘Hadi geç oldu. Uyuman lazım.’ dediğinde itiraz ediyor, ‘Babam beni size göz kulak olmam için bıraktı. Siz uyumadan ben uyumam.’ diyormuş.

-Kayserispor’un, oğlunuza verdiğiniz sözü tutmanızı engelleyen teklifi neydi?

Teklif değildi bu. Teklif nedir? Rakamlar vardır, yazarsın bir şeyler. Benim kontrat böyle değildi. Bu benim için bir şanstı. Onun için bu taraftan baktım ben olaya. Bana futbolu bıraktıktan sonra Gürcistan Millî Takımı’nı çalıştırmam da teklif edildi. Ben ise bir kulüpte başlamak istiyordum. İşte bu noktada Kayserispor bana güvenilir bir başlangıç sundu. Arkamda kim var biliyorum. Onun için geri bakmıyorum. Burada sabah eşyalarını topla git korkusu yok. Olmayınca kafan rahatlıyor. Sonuç baskısı yok. Rahat çalışıyorsun. Bu fırsatı veren az dünyada. ‘Kazandığında takım kazandı, kaybettiğinde takım kaybetti’ teklifiydi bu. Sorumluluk tek kişinin üzerinde değil. Sen yaptın veya sen yapamadın durumu yok burada. Böyle olunca daha güçlüsün. Onun için bu doğru bir teklif. Açık, samimi, kalpten bir teklifti. Ben de kabul edip geldim.

-Gelince ne gördünüz?

Herkes mutlu. Bahçıvan mutlu, çaycı mutlu... İşini sevmekten öte bir çalışma düzeni var. Ama kulübü benden önce bu hâle getirmişler. Ben etkili olmadım bunda.

-Aileniz mutlu mu burada?

Alıştılar. Tabii bu biraz da bize bağlı.

-İlk maçta nasıl bir heyecan yaşadınız?

Heyecan vardı. Ama önemli olan bu heyecanı kontrol etmek. Heyecan gözlerinizi kör ediyorsa hastaneye gitmeniz lazım.

-İlk yarıda Kayserispor başarılı bir performans sergiledi. Bu performansı bekliyor muydunuz?

Kötü bir başlangıç kimse istemez. Ama beklediğimden daha iyiydik diyebilirim.

-İki yardımcınız var ve sizden epey yaşlılar…

Evet. Yanımda benden daha genç birini de getirebilirdim. Ama getirmedim. Bunların geçmişi var. Tecrübesi var. Bir yerde sabırsız olursam beni çok rahat uyarabilirler.

-Oyun felsefeniz nedir?

Bu bir şablona bağlı değil. Değişebilir. Şimdi mutlu olduğum, hoşuma giden bir oyun planını değiştirebilirim. Şu an oyuncularım benim ne istediğimi anlıyorlar. Ama anlayamayabilirlerdi de. Çünkü futbol ilginç bir iş. Oyuncu kendini düşünüyorsa, topu alıp çalım atabilir.

-‘En sevdiğim skor 1-0’ diyorsunuz. Neden?

1-0 en zor skor. Çünkü her an gol yiyebilirsin. Ama gol yememek için son dakikaya kadar konsantrasyonu elden bırakmazsın.

-Niye 2-0, 3-0 olmasın?

Seyirci için de benim için de iyi. 2-0, 3-0 olunca saçlar beyazlamaz. Ama bu skorlar bazı oyuncuların oyundaki konsantrasyonunu düşürebilir. Takım ruhu için, takımın birbirini bulması için 1-0 daha iyi bir skor.

-Kayserispor’un sezon sonu hedefi nedir?

Başarılı olmak, takımı oturtmak, bu sorunuzun cevabını bulmak. Yaptık veya yapamadık. Ya da ne zaman yapabilirizin cevabını bulmak. Ama eksiğimiz var. Çalışmamız lazım. Ve rakipler de çalışıyor.

-F.Bahçe, Beşiktaş ve G.Saray’ın gösterdiği performans sizi şaşırttı mı? G.Saray’ın Rijkard ile yollarını ayırmasını nasıl yorumluyorsun?

Devre arasında Rijkaard ile Dubai’de beraberdik. Niye olmadığının cevabı yok. Adam Şampiyonlar Ligi kazanmış, buraya gelmiş, yapamamış. Sorun kimde bilemem.

-İlk devre içeride başarılıydınız. 4 büyüklerden sadece Trabzon’u yenemediniz…

Ben öyle bakmıyorum olaya. Hedefe bakıyorum. Ama 4 büyüklere karşı futbolcuyu motive etmek daha kolay. 70 milyon izliyor o maçları. En zoru şu: Rakip son sırada, son maçı oynuyorsun, kadrondaki oyuncular tatili düşünmeye başlamış. İşte bu oyuncu grubunu motive etmek çok zor.

-Trabzon maçına çıkarken ne hissettiniz?

Farklı bir maç tabii. Ama düdük çalınca her şey normalleşiyor.

-Takımınız gol atıyor ama saha kenarında sizi aşırı bir sevinç içinde görmüyoruz…

Seviniyorum. F.Bahçe maçında sevindim mesela. Ama ben öyle atlayıp saha içine dalmam çok sevinsem bile.

-Kayserispor taraftarı ile aranız nasıl? Türkiye’nin en özel statlarından birine sahipsiniz.

Özel ama boş bir stat. Ama stada gelen seyirciyle aramız çok iyi.

-Bursa’nın şampiyonluğunu nasıl karşıladın?

Normal karşıladım.

-Türkiye şartlarında çok zor bir durumdu ama.

Ama futbolda bu normal. Bir kulüp 150 milyon lira harcıyor. Diğeri 20 milyon, üstelik sponsoru yok. Ama şampiyon oluyor. Futbol bu yüzden çok seviliyor zaten. Mesela bir maçta 9 kişi ile 11 kişiyi yenebiliyorsun. Dünyada böyle bir spor yok. Basketbolda yarı sahayı geçemezsin iki kişi eksiksen. Onun için Bursa’nınki normal.

-Aynı başarı sizden de bekleniyor.

İşi doğru yaparsanız her şey olabilir. Ama ne zaman olabilir? Yarın mı, öbür gün mü? Zamanını bilemeyiz ama amacımız o. Birinci olmak. Tabii realist de olmamız lazım. İş o noktaya gelince elinde ne var, ne yok bu da önemli. Şampiyonluk iki kişinin hedefiyle olmaz. Herkes bunu isteyecek.

-Daha şimdiden Şenol Güneş bıraktıktan sonra sizi Trabzon’a yakıştırmaya başlayanlar var.

Niye gönderiyorsunuz Şenol hocayı? Daha ne yapsın? Trabzon’un hoca adayı bir kişiyse o zaman ortada çok vahim bir durum var demektir. Ben şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Flört etmek karakterim değildir.

-Basın danışmanınız Sevil Hanım 7 dil bildiğinizi söyledi. Nasıl öğrendiniz?

Beni çok sevdiği için 7 demiş. Aslında 6 dil konuşabiliyorum! Hayat yardımcı oldu. Gürcistan’da Rusçayı öğrendik, İskoçya’da İngilizce’yi, Hollanda ve İspanya’da kaldım. Türkiye’de bulundum.

-Lazca yok mu bu diller arasında?

Yok ama burnu var (gülüyor). Yetmez mi?

-Futbol dışında neler yapıyorsunuz? Kitap okuyor musunuz mesela?

Kitap yazdım. Kendi biyografimi yazdım. Kitap okurum. Politikayla ilgileniyorum. Araştırmayı severim. Tarihi çok seviyorum. Atatürk’ü, Gürcistan’daki kralları, Moğolları, Osmanlı İmparatorluğu’nu araştırıyorum. Tarihte iyi bir şey ortaya koyanla da bir şeyi sonlandıranla da ilgileniyorum.

-Bu bağlamda Recep Tayyip Erdoğan hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gürcü olduğum için mümkün olmadı ama Türk olsaydım son seçimde evet derdim. Erdoğan bir dünya lideri. Biliyorsunuz, iki buçuk yıl önce Rusya bizim topraklara girdi. Türkiye’de onun gibi bir lider olmasaydı biz büyük zarar görecektik. Bu sadece gemilerimizin batması, binalarımızın yıkılması olmayacaktı. Halkımızın üzerine yıllarca geçmeyecek bir korku sinecekti. Tam bu noktada ‘Hey! Burada biz oturuyoruz, biz komşuyuz, sakin olun’ diyecek biri lazımdı. Karadeniz çevresinde, Avrupa’nın bu tarafında, hatta Asya’da bunu söyleyecek tek bir lider vardı; o da Erdoğan’dı. Bir saat sonra uçağa atladı ve temaslarda bulundu. Sonrasında savaş durdu. Erdoğan’ın orada geç kalmaması en büyük şansımızdı. Onun için kesinlikle ‘evet’..