turgi
12.11.2007, 02:05
HAYRİ BEŞER
h.beser@zaman.com.tr Spor
Fener'in kaybetmesi doğaldı
Ne Kayserispor bayrağının asılı olduğu bir bina görebildim, ne sarı-kırmızı formalı bir adamla karşılaşabildim, ne de bir aracın içine sıkışarak korna çalıp tezahürat yapan yeniyetme şehir delikanlıları ile göz göze gelebildim.
Dün sabahın erken vakitlerinde Kayseri'deydim. Zaman boldu, bu yüzden önce şehrin havasını solumak istedim. Manzara yukarıda anlatmaya çalıştığım gibiydi. Anladım ki, Kayseri, futbolu gündelik hayatın içine sokmadan stadyumda yaşayan bir şehir. Bu arada maçın başlamasına bir saat kadar kala stadyuma doğru ilerlerken bir taksici ile Kayseri muhabirimiz Ersan Temizel arasında geçen diyalog bu gözlemimi mizahileştirici güzellikteydi. Taksici sordu: Maç kaçta? "Saat dörtte." cevabını aldıktan sonra ikinci soruyu patlattı: Erciyes alıcek mi maçı ne dersin?..
Tribünlerin yarıdan fazlasını dolduran seyirci topluluğu ise maçın başlamasını sükût halinde bekledi. Top santraya konulduktan sonra da, sessizliklerini çok fazla bozmadılar. Ancak hakemin hoşlarına gitmeyen her kararında kıyameti kopardılar. Oyunun temposu lig standartlarının epey üstündeydi. Ev sahibi Kayserispor, etkili orta saha presiyle ilk dakikalardan itibaren güçlü rakibine baskı kurmayı başardı. Gökhan-Iglesias ikilisinin yanı sıra Fatih'i de yarım forvet olarak görevlendirmişti Tolunay Kafkas. Mehmet Topuz, Kayserispor'un saha içindeki yönetmeni rolünü müthiş bir enerji ve çalışkanlıkla yürütürken, aynı zamanda F.Bahçe'nin kanat akınlarına bile posta koyacak bir üretkenlik sergiledi.
Zico, Appiah'ı sağda Gökhan'ın önüne yerleştirip, Deivid'i içeriye çekmişti. Bu iki oyuncu zaman zaman dönüşümlü oynadılar. Ancak Appiah'ın gerçek kıvamından çok gerilerde kaldığı her halinden belliydi. Sarı-Lacivertli takım, Semih'le golü bulana kadar Kayserispor'un ne temposuna ne de oyun becerisine ayak uydurabildi. Üstelik Semih, orta sahadan kopuk, yalnızları oynayan, top kendisine atıldığında en az iki agresif savunmacı ile boğuşmak zorunda kalan talihsiz bir forvet görünümündeydi. İşte böyle bir manzaranın geçerli olduğu dakikalarda gelişen çok adamlı organize bir F.Bahçe atağı Semih'in kafasıyla buluşunca topun adresi doğal olarak fileler oldu. Appiah'ın ters ayak ortası ve bu oyuncunun vuruş zamanlaması mükemmeldi.
Oyunun kırılma anı, Edu'nun ikinci sarı kartıydı. Hakem o pozisyonda topa elle müdahale ettiği yorumuyla bu oyuncuyu dışarı gönderdi. Kararın doğru olduğundan kuşkuluyum. Zaten o dakikadan sonra gerginlik büyüdü, hakem de o gerginliği yatıştıracak bir otorite gösteremedi. Kayserispor, İglesias'ın sakatlanmasıyla oyuna giren Mehmet Eren'in iki güzel golüyle üç puan almayı başardı. Ev sahibi takım, sayısal avantajını iyi kullanmanın ötesinde daha istekli, daha üretken ve daha estetikti güçlü rakibinden. Bu maçın ardından hakem hataları konuşulacak olsa da, Kayserispor'un akılcı, tempolu ve üst düzey futbolunu göz ardı edemeyiz.
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=612465
h.beser@zaman.com.tr Spor
Fener'in kaybetmesi doğaldı
Ne Kayserispor bayrağının asılı olduğu bir bina görebildim, ne sarı-kırmızı formalı bir adamla karşılaşabildim, ne de bir aracın içine sıkışarak korna çalıp tezahürat yapan yeniyetme şehir delikanlıları ile göz göze gelebildim.
Dün sabahın erken vakitlerinde Kayseri'deydim. Zaman boldu, bu yüzden önce şehrin havasını solumak istedim. Manzara yukarıda anlatmaya çalıştığım gibiydi. Anladım ki, Kayseri, futbolu gündelik hayatın içine sokmadan stadyumda yaşayan bir şehir. Bu arada maçın başlamasına bir saat kadar kala stadyuma doğru ilerlerken bir taksici ile Kayseri muhabirimiz Ersan Temizel arasında geçen diyalog bu gözlemimi mizahileştirici güzellikteydi. Taksici sordu: Maç kaçta? "Saat dörtte." cevabını aldıktan sonra ikinci soruyu patlattı: Erciyes alıcek mi maçı ne dersin?..
Tribünlerin yarıdan fazlasını dolduran seyirci topluluğu ise maçın başlamasını sükût halinde bekledi. Top santraya konulduktan sonra da, sessizliklerini çok fazla bozmadılar. Ancak hakemin hoşlarına gitmeyen her kararında kıyameti kopardılar. Oyunun temposu lig standartlarının epey üstündeydi. Ev sahibi Kayserispor, etkili orta saha presiyle ilk dakikalardan itibaren güçlü rakibine baskı kurmayı başardı. Gökhan-Iglesias ikilisinin yanı sıra Fatih'i de yarım forvet olarak görevlendirmişti Tolunay Kafkas. Mehmet Topuz, Kayserispor'un saha içindeki yönetmeni rolünü müthiş bir enerji ve çalışkanlıkla yürütürken, aynı zamanda F.Bahçe'nin kanat akınlarına bile posta koyacak bir üretkenlik sergiledi.
Zico, Appiah'ı sağda Gökhan'ın önüne yerleştirip, Deivid'i içeriye çekmişti. Bu iki oyuncu zaman zaman dönüşümlü oynadılar. Ancak Appiah'ın gerçek kıvamından çok gerilerde kaldığı her halinden belliydi. Sarı-Lacivertli takım, Semih'le golü bulana kadar Kayserispor'un ne temposuna ne de oyun becerisine ayak uydurabildi. Üstelik Semih, orta sahadan kopuk, yalnızları oynayan, top kendisine atıldığında en az iki agresif savunmacı ile boğuşmak zorunda kalan talihsiz bir forvet görünümündeydi. İşte böyle bir manzaranın geçerli olduğu dakikalarda gelişen çok adamlı organize bir F.Bahçe atağı Semih'in kafasıyla buluşunca topun adresi doğal olarak fileler oldu. Appiah'ın ters ayak ortası ve bu oyuncunun vuruş zamanlaması mükemmeldi.
Oyunun kırılma anı, Edu'nun ikinci sarı kartıydı. Hakem o pozisyonda topa elle müdahale ettiği yorumuyla bu oyuncuyu dışarı gönderdi. Kararın doğru olduğundan kuşkuluyum. Zaten o dakikadan sonra gerginlik büyüdü, hakem de o gerginliği yatıştıracak bir otorite gösteremedi. Kayserispor, İglesias'ın sakatlanmasıyla oyuna giren Mehmet Eren'in iki güzel golüyle üç puan almayı başardı. Ev sahibi takım, sayısal avantajını iyi kullanmanın ötesinde daha istekli, daha üretken ve daha estetikti güçlü rakibinden. Bu maçın ardından hakem hataları konuşulacak olsa da, Kayserispor'un akılcı, tempolu ve üst düzey futbolunu göz ardı edemeyiz.
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=612465