ŞAMPiYON KS
04.12.2008, 11:53
Ben ilkokula Erzurum-Kars sınırlarında Dumlupınar’da başladım. Okulumuz bir odada 5 sınıf, 1 öğretmenden ibaretti. Bu arada bir sınıf atlayarak ikinci sınıfa geçtim. Daha sonra babamın tayini çıktı ve Kayseri’ye geldik. Burada da okula başlayınca henüz okuma yazma bilmediğim için tekrar birinci sınıfa aldılar. İkinci sınıfta ben inanılmaz bir kekeme oldum. Sanki hiç konuşamıyordum. Benim bir Aliye öğretmenim vardı. Bu durumumdan dolayı öğretmenim tüm çocuklar gittikten sonra beni yanına alır ve kekemeliğimi yenmem için her gün benimle ilgilenirdi. Beni konuşturmak için 1,5 yıl uğraştı. Bana dedi ki peki Tarık “senin en kolay söylediğin kelime nedir? Bende “hele”dir dedim. O zaman bana dedi ki bu kelime (hele)’nin arkasına kelimeler ekleyerek konuş dedi. Mesala hele be, hele sen gel, hele sen oraya gir, gibi beni eğiterek bana konuşmayı öğretti. O Aliye öğretmenimin sayesinde 5. sınıfa geldiğimde okulun birincisi olmuştum ve beni bilgi yarışmalarına sokardı. O öğretmenim bana yarınımı kazandırdı.
Babam tayinci olduğu için yine bir tayin geldi ve oradan da ayrılmak zorunda kaldık. İnanın dünya da birçok sevdiğim insan var. Annem, babam, arkadaşlarım, 3 tane çocuğum var. Ömrüm boyunca unutamadığım tek bir insan var. Aradan 45 küsür yıl geçmesine rağmen unutamadığım tek insandır. Bunu bana yaptıkları için değil. İnanılmaz güzel bir öğretmendi. Ben yıllar sonra onu bulmak, elini öpmek için bir gün Kayseri’de Telekom’u arayarak Aliye isminde ne kadar insan varsa hepsisin numarasını aldım. Kendimi tanıtmadan yaklaşık 20 kişiyi aradım. Her aradığıma benim Kayseri’de Sümer İlkokulunda Aliye isminde bir öğretmenim var onu arıyorum dedim. İçlerinden birisi benim uzaktan bir akrabam var aynı isimde ama o Kayseri’den gideli uzun yıllar oldu dedi. Nerde olduğunu sorunca İzmir Karşıyaka’da dediler. Orada da aramaya devam etim. Yine birisini arayınca karşıda ki kişi dedi ki benim öğle bir akrabam vardı. Tabi kendimi tanıtınca inanamadı. Ama dedi hep senin adını söylerdi. Ama şimdi İstanbul Üsküdar’da oturuyor ve soyadı da değişti dedi bana. Daha sonra ağabeylerini daha sonrada öğretmenimi buldum. Sonunda öğretmenimi buldum ve ağlayarak sevgili öğretmenimin öğretmenler gününü kutladım
HASER_38
04.12.2008, 12:02
gerceten de süper bir olayyyyy film lere konu olur valahaa
sarıkırmızı 38
04.12.2008, 13:16
vefamı istanbulda bir semtin adı malesef bıravo tarık
'' Hele bakın '' şu Tarık Akana... :)
ŞAMPiYON KS
04.12.2008, 13:32
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/11/13/simages/hur/turk/99/11/13/dizi/01diz.jpg
Bitli hücrede, saat başı dayak
Tarık Akan, 12 Eylül'de 12 yılla yargılanmış ancak 2.5 ay hücre hapsi cezası almıştı.
Asıl adı Tahsin Tarık Üregil'dir. 13 Ekim 1949 yılında İstanbul'da doğdu. İlkokulu Kayseri'de, orta ve liseyi Bakırköy'de bitirdi. Önce, Makine Yüksek Mühen-disliği'nde okudu, ardından Gazetecilik Yüksek Okulu'na girdi ve mezun oldu. Sinemaya geçmeden önce Bakırköy plajlarında cankurtaranlık, sokaklarında ise işportacılık yaptı. Bir derginin açtığı Sinema Artist Yarışması'nı kazanarak 1971'de ilk filmi 'Solan Bir Yaprak Gibi'yle sinemaya geçti ve Tarık Akan adını aldı. 1981 yılında yedek subay olarak vatan borcunu ödeyen Akan, 7 Ağustos 1986'da Yasemin Hanım'la evlendi, bu evlilikten Barış Zeki (13) ve ikiz olan Yaşar Özgür'le Özlem (11) adlarında üç çocuğu oldu. Ünlü aktör 1989 Haziran'ında boşandı. Şimdilerde balerin Acun Günay'la nikahsız bir beraberlik yaşamaktadır. Sinemayla birlikte eğitim konusuna da el atan Tarık Akan, 1991'den beri Bakırköy Taş Mektep'in ortaklarından birisidir. Buraya kadar yazdıklarımızı çoğunuz nasılsa bilmektesiniz. imdi gelelim, Tarık Akan'ın sanat hayatındaki bazı az bilinen gerçeklere...
HAPİS CEZASI
Evet. Yıl; 1993. Atatürk Kültür Merkezi'nde, karda kışta kıyamette, buzlar içinde çekilen Nazım Hikmet imzasını taşıyan 'Yolcu' filminin galası yapılır. Gösteri sonunda filme emeği geçen herkese plaketler verilir. Dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar ve SHP'nin Onursal Başkanı Erdal İnönü tarafından tebrik edilen Tarık Akan'ın ağzından şu sözler dökülür:
'Vay beee!
Yıllar önce 'Su da Yanar' filminde Nazım adı geçtiği için hakkımızda dava açılmıştı. Şimdi onun eserini filme alabiliyor, dahası bu filmin galasına bakanlar, başbakan yardımcılığı yapmış milletvekilleri katılabiliyor. Pekçok sanatçı da 'Acaba beni de mimlerler mi?' endişesi taşımadan aramızda olabiliyor.
Alkış alıp, tebrik ediliyoruz. Ne güzel!
Vay beee!
Boşuna değildir Tarık Akan'ın şaşkınlığı ve bu 'Vay beee'nin altında geçmişte yaşanan zor yıllar vardır. Kimseciklerle konuşmasa da, Tarık Akan'ın belleğinde o yıllarla ilgili anılar canlanır arada bir. Onun yıllar önce yaptığı çok özel açıklamalara geçmeden önce, 7 Kasım 1981 tarihli bir gazetede yayınlanan sıkıyönetim bülteni şeklindeki haberi aynen vermek istiyoruz:
'İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, sinema sanatçılığı yapan Tahsin Tarık Üregil hakkında, en az 6 yıl 8 ay hapis isteğiyle dava açmıştır. Sanık hakkında, Frankfurt'ta 23 Mayıs 1981 tarihinde düzenlenen bir konserdeki konuşmasında devletin dışardaki itibar ve nüfuzunu kıracak şekilde, iç durumu hakkında asılsız, menfaatlere zarar verecek şekilde faaliyet gösterdiği öne sürülerek TCK'nun 140. maddesi uyarınca dava açılmıştır.'
Derken, ardından 'Barış derneği davası' açılır ve bu kez de hakkında 12 yıl hapis istenir. Toplam 18 yıl 8 ay hapsi istenen Tarık Akan, bu cezalardan sonunda beraat eder ama 2.5 ay hücre hapsinden kurtulamaz... O günleri yakın dostlarına şöyle anlatır ünlü aktör:
'Alıp içeri attılar beni. 'Avukatımı isterim' diyemezsin. Güm güm güm, sırtında yumruk. Bu suçlamalarla elbette benim bir ilgim yok. Ne diye yurt dışında Türkiye aleyhine konuşup, komünizm propagandası yapayım ki! Geri zekalı mıyım ben? Bunları yapan adam Türkiye'ye döner mi hiç? Adamlar kafalarına koymuş, beni içerde tutacaklar bir süre. Suçlamaların hepsi senaryo tabii. Kim mi yazıyordu bu senaryoları? Tabii ki darbeciler.'
Evet, anlattığı dönem 12 Eylül dönemi ve sonrasına aittir. Önce Siyasi Şube'ye götürülür Tarık Akan. Hem de yaka paça. Ardından Selimiye'ye. Yıl; 1982'dir ve ünlü aktör o güne kadar sadece romanlarda okuduğu bazı gerçeklerle ilk kez yüzleşir.
'Hücreye girdiğim gecenin sabahında pantolonumu ters çevirdiğim zaman tek paçamdan 48 tane bitin sirkesini kırdığımı hatırlıyorum. Çevremde yüzlerce, binlerce bit. Zemin ıslak ve pis kokuluydu. Yüksekliği iki metre, genişliği birbuçuk metre. Hücrede üç kişiydik. Saat başı dayak. Gördüğüm işkenceleri kimseye anlatmak istemiyorum. O hücre hapsi bana çok şey öğretti. Daha sonra uzun süre telefonum dinlendi, yurt dışına çıkışım yasaklandı.'
12 EYLÜL'E VE DARBELERE KARŞI
Bu yüzden olsa gerek, sonraki yıllarında, 12 Eylül'ü eleştirmek her zaman hoşuna gider Tarık Akan'ın. En son geçtiğimiz günlerde Atıf Yılmaz'ın yönettiği ve 12 Eylül'ü sorgulayan 'Eylül Fırtınası' filminde oynadı Akan. Söz günümüze gelince, düşüncelerini yine gizlemedi ünlü sanatçı. Bozcaada'daki seti izlemeye giden arkadaşımız Özer Ahıska'ya aynen şunları söyledi:
'12 Eylül generalleriyle şimdiki generaller aynı kafada değil. Şimdiki generaller o zamanda olsaydı, 12 Eylül yaşanmazdı. Bugün hala bu ülkede irtica konuşuluyorsa, hala demokrasi tam yerine oturmamış deniliyorsa, bu tamamen 1980 generallerinin suçudur.
Bir daha bu ülkede 12 Eylüller olmayacak. Demokrasinin yolu bir daha kesilmeyecek. Buna tüm yüreğimle inanıyorum. Çünkü, her kesintide ülke onlarca yıl geriye gitmiştir. Bunun da ilk farkına varan bugünkü ordudur. Ordumuz demokrasi için savaşacak. Dışardaki düşmana nasıl gücünü gösteriyorsa, içerdeki düşmana karşı da gösterecektir. Bir sanatçı olarak, ordunun daima yanındayım.'
HAYATINDA PİŞMANLIK YOK
İşkence, 12 Eylül, anti demokratik kısıtlamalar bir yana, gelelim Tarık Akan'ın sinemadaki gelişimine. Bazıları gibi, sinemadaki ilk yıllarında çektiği filmlerden pişmanlık duymaz Akan. Ve bu konu ne zaman açılsa şöyle konuşur:
'Hiçbir filmimi inkar etmem, hiçbirinden utanmam. Bugüne kadar pişman olacağım hiçbir şey yapmadım sinemada. 'Kartpostal çocuğu' olarak tanındığım ve o şekilde kabul edildiğim yıllarda rol aldığım filmleri inkar etmiyorum. Ama o filmler benim başlangıcım oldu. Başlamadan hiçbir şeyi geliştirmek mümkün değildir. Birden bire okuma iştahı belirmişti bende, bunu hatırlıyorum. İlk adımım okumak oldu. Sonra 1978 yılı geldi. Sanat hayatımda en önemli yıldır bu. Çünkü o yıl 'Sürü' filminde oynadım. Sonra 'Kanal', derken 'Maden' çekildi. Bunlar nitelikli filmlerdi. Vasıf Öngören sinemadaki gelişimimde kilometretaşı olanlardan biridir. Bana fikir verdi, yol gösterdi. Tabii kendi bilincimdeki başkalaşımların ağırlığı da önemliydi.'
Tarık Akan sinemayı öylesine ciddiye alır ki, bunun karşılığı da ödül olur. 1973'te 'Suçlu', 1978'de 'Maden', 1984'te 'Pehlivan', 1989'da 'Üçüncü Göz', 1990'da 'Karartma Geceleri' filmlerindeki rolleriyle 'En İyi Erkek Oyuncu' seçilip 'Altın Portakal' alır.'Karartma Geceleri' ayrıca bir de 'Altın Koza' kazandırır ona.
KOVULUNCA AĞLADI
Yeşilçam'da herkes gibi Tarık Akan'ın da unutamadığı olaylar vardır. Hele, Ertem Eğilmez'le ilgili olanı, onu çok etkiler. Öyle ki, sırık kadar adam olsa bile, hüngür hüngür ağlar bu yüzden.
'Ertem Eğilmez'in yöneteceği ve Hülya Koçyiğit'le oynayacağım bir film teklifi geldi. Kabul ettim. Nasıl olduysa, ekip Antalya'ya gitmiş, ben de o akşam 19.00 uçağıyla Antalya'ya gideceğim. Ben uçağı kaçırdım. Antalya'dan telefon ettiler, 'Uçağı kaçırdınsa, gelme' dediler. Hiç unutmam, bir taksiye atladım, ver elini Antalya. Tam 1.900 liraya gittik. Otelden içeri girdim, bütün gece yol gelmişim, uykusuzum, yorgunum. Ertem Bey 'Niye geldin? Ben seni oynatmam bu filmde. Kovuldun' dedi. Cebimde beş para yok. İlk kez İstanbul dışına çıkmışım.Nasıl geri dönerim! Otelden yaka paça attılar beni. Hüngür hüngür ağladım. Taksi şoförü kapıdaydı. Durumu anlattım. Cebimde sadece yüz lira vardı. Tekrar İstanbul'a döndük. Bir arkadaşımdan alıp taksi şoförüne olan borcumu ödedim. Bu arada benim yerime Kartal Tibet'i almışlar filmin kadrosuna. Ertem Bey'e de 'Tarık sırık gibi bir herif, yeteneksizin tekidir' demişler. Ama Allah büyük. O hafta sonu, rahmetli Berker İnanoğlu, kalkmış Antalya'ya gitmiş. Kartal Tibet'le önceden yapılan bir mukavelesi varmış. Silahını çekip Tibet'i setten alıp gelmiş İstanbul'a. Film yarıda kalınca, beni aradılar. Dünyada olmaz dedim. Bu defa özür dilediler. Daha önce anlaştığımız ücret 2 bin 500 liraydı. Bu kez 7 bin 500 liraya kadar çıktılar. Ben de ehh madem bu kadar ısrar ediyorsunuz, oynayayım bari dedim. Sonrasında rahmetli Ertem ağbiyle beş sene aynı şirkete bağlandım. Ondan oyunculuk konusunda çok şey öğrendim.'
EMEL SAYIN'LA YAŞADIKLARI
Tarık Akan'ın çapkınlıkları çoktur ama gerçek anlamda aşkla çok geç tanışır. Üstelik birçok filmde kamera önüne birlikte geçtiği Türk Sanat Müziğinin çok ünlü bir sanatçısıdır deliler gibi sevdiği.
'Kazık kadar adam olmuştum ve henüz kimseye aşık değildim. Elbette hayatıma giren bir yığın kız olmuştu ama aşkı yaşamamıştım. Pekçok filmde aşık delikanlıyı oynarken de kafama takılmıştı hep şu aşk meselesi. Bilinçaltı her halde, sonunda sırılsıklam aşık oldum. Önceleri mantığımızla aramızdaki elektriklenmelere engel olmaya çalıştık. Hele o çok direndi. Ancak aşkın önüne set çekmek mümkün olmuyormuş. Tam dört yıl sürdü. Bugün düşünüyorum da onca sıkıntıyı göze alır mıydım diye. Her halde yine alırdım. '
Evet... Tarık Akan'ın yıllar önce 'İlk aşkım' diye anlattığı, ancak adını vermediği ünlü sanatçı Emel Sayın'dır. Bu gerçek neden sonra ortaya çıkar, sonra da unutulur gider.
Tarık Akan şimdi, hareketli bir hayatın, doludizgin yaşanan bir gençliğin, binbir sırla dolu aktörlüğünün dinginliğini, fırtına sonrası sakinliğini yaşamaktadır...
TARIK AKAN'IN ALBÜMÜNDEN
ERZURUM HATIRASI
Yıl; 1956. Henüz 7 yaşındaki Tarık Akan, subay olan babası Yaşar Bey'in görevi nedeniyle Erzurum'dadır. Dumlupınar İlkokulu birinci sınıf öğrencisi Tarık, meşhur Erzurum soğuğunda, kayak yapma özlemiyle vermiş bu pozu.
DENİZLİ'DE ASKER OLDU
Yıl; 1979.
Tarık Akan, vatani görevini yedek subay olarak Denizli'de yaptı.
GAZİNOCULAR KRALI'NIN SAHNE TEKLİFİ
Yıl; 1974. Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan,
Tarık Akan'ı sahneye çıkarmak istedi ve o dönem için astronomik sayılacak bir teklifte bulunmasına rağmen Akan kabul etmedi.
GERÇEĞİNİ DE YAŞADI
Yıl; 1990. Yusuf Kurçenli'nin yönettiği ve Rıfat Ilgaz'ın öğretmenlik yaptığı yıllarda başından geçenlerin anlatıldığı, aynı adlı romanından sinemaya aktarılan 'Karartma Geceleri'nde sorgulandı, hapse atıldı ve çırılçıplak soyularak işkence gördü. Bu sahnelerden oldukça etkilenen Akan, 12 Eylül döneminde işkenceyle bizzat yüzleşti.
KARISI VE SEVGİLİSİ
7 Ağustos 1986 günü yüzbinlerce genç kızın yüreği cızz ederken, Tarık Akan, elektronik mühendisi Yasemin Hanım'la evlendi. 16 Haziran 1989'da ise üç çocukları olmasına rağmen boşandılar. Tarık Akan, halen balerin Acun Günay'la nikahsız bir beraberlik yaşamaktadır.
Copyright 1999 Hurriyet
karizmatix
04.12.2008, 13:38
Allah aşkına şu adamı savunmayın...
Ne olduğunu ne için çabaladığını biliyoruz..!:(
ŞAMPiYON KS
04.12.2008, 13:44
eski ask filmleri güzeldi. capkin erkek tiplemesini cok oynadi. hababam sinifi bile oynamisti
Ziya DİNÇSOY
04.12.2008, 19:59
12 Eylül'de 12 yılla yargılanmış ancak 2.5 ay hücre hapsi cezası almıştı
12 Eylül dönemi ve sonrasına aittir. Önce Siyasi Şube'ye götürülür Tarık Akan. Hem de yaka paça. Ardından Selimiye'ye. Yıl; 1982'dir ve ünlü aktör o güne kadar sadece romanlarda okuduğu bazı gerçeklerle ilk kez yüzleşir.
:) !!
Alper MUTLU
04.12.2008, 23:16
Allah aşkına şu adamı savunmayın...
Ne olduğunu ne için çabaladığını biliyoruz..!:(
Burda herkes seninle aynı fikirde değil kardeşim! İnsanlara telkinde bulunmayı kes artık!
karizmatix
05.12.2008, 08:50
Burda herkes seninle aynı fikirde değil kardeşim! İnsanlara telkinde bulunmayı kes artık!
Düşünce benimse sende kabalığı bırak istersen! Ben düşüncemiz yazdım katılmıyoran kndi düşünceni belirtip yazarsın, yada susarsın. KES ARTIK deme bigi bir hakkın mı var? Ayıp!
vBulletin v3.7.4, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.