Tam Sürümü Gör : Sadece ANADOLU...!!!!
tayfun26
29.12.2008, 23:41
Basın Açıklaması
"Değerli Basın Mensupları ;
Son zamanlarda yaşanan hakem hataları Anadolu Kulüpleri'nin "3 Büyükler" olarak tabir edilen takımlara karşı birçok puan kaybetmesine neden olmuştur. Büyük bütçelere sahip bu takımlar, biz Anadolu Kulüpleri'ni birer piyon olarak görmektedirler. Onlara göre Türkiye'de futbol sadece kendilerinden ibarettir. Hatırlatmak isteriz ki Turkcell Süper Lig'i 3 takımdan değil 18 takımdan oluşmaktadır. 3 takımın oynadığı maçlar haricindeki puan kaybına neden olan hataların çoğu Anadolu Kulüpleri'nin canını yakmaktadır.
Türk futbol tarihinde tribün kültürünün oluşmasını sağlayan büyüklerimizin izinden giderek "Yüksek Eskişehirsporlulşuk Bilinci" çerçevesinde yaşamayı kendine ilke edinmiş biz Eskişehirspor Taraftarları, bu zihniyete karşı duruşumuzu her ne olursa olsun sürdürme kararlılığındayız. Tepkimiz futbolun içine yasal olmayan düşünceleri ve faaliyetleri sokmnata çalışan her kişi ve kurumadır.
Bugünkü eylemimiz herhangi bir kurum ya da kuruluşa karşı yapılmış bir protesto eylemi değildir. Bugün burada Anadolu Futbolu'nun öncüsü ve üç büyük takım sultasına karşı çıkan ve onların egemenliğini kıran ilk Anadolu takımı olan Eskişehirspor'un taraftarları olarak, bir çağrıda bulunmak, bir kıvılcım yaratmak için toplanmış bulunmaktayız. Bu çağrımız ne TFF'yi, ne d3e MHK'yı protesto çağrısıdır. Çağrımız futboldaki BOZUK DÜZEN'e karşı tüm mağdurların harekete geçmesi içindir.
Biz üç büyük takım nitelendirmesine ve futbolun tüm imkan ve takdirinin bu takımlar lehine kullanılmasına karşı çıkan Anadolu takımları taraftarlarına sesleniyor ve "Şimdi zaman, sevgiyle bağlandığınız kulüplerinize sahip çıkma zamanıdır" diyoruz. Bu eylem bir çığırtkanlık değildir. Bu eylem sadece Eskişehirspor taraftarlarının hak araması eylemi değildir. Bu eylem Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ben spocunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklı olanını severim" sözlerine sahip çıkma eylemidir.
Eskişehirspor taraftarı burada ilk adımı atmıştır. Şimdi çağrımız bozuk düzenden rahatsız olan tüm futbol taraftarınadır. Gelin 11 Ocak'ta hep birlikte beyaz karanfillerle Atamızın işaret ettiği şekilde, Ahlaki değerlerin en üst düzeyde olduğu bir futbol camiası için "BEYAZ KARANFİL - BEYAZ SAYFA" eylemini yapalım.
11 Ocak 2009 Pazar günü Anadolu Kulüplerimizin haklarını savunmak için kendi illerinde eş zamanlı olarak futbolda adalet için protestoya davet ediyoruz. Bu düzenin değişmesinden yana olan camiaları göreve davet ediyoruz.
Saygılarımızla ,
Eskişehirspor Taraftarları"
SADECE ANADOLU
http://www.holigan.com.tr/NewsVideo.php?videos_id=869 (http://www.holigan.com.tr/NewsVideo.php?videos_id=869)
LÜTFEN İZLEYİN...!!!!
tayfun26
30.12.2008, 23:55
Saygıdeğer futbolsever dostlarımız;
Pek çoğunuzun medya ve internet sitelerinden takip ettiği üzere biz Eskişehirspor taraftarları olarak 28 Aralık 2008 Pazar günü İstanbul’da TFF önünde bir eylem gerçekleştirdik. Basın açıklamamızda da duyurduğumuz üzere bu eylemdeki yegane amacımız Anadolu kulüplerinin futbol arenasında birer piyon olarak görülmesine artık dur demek ve futbolumuzdaki bozuk düzeni protesto etmekti.
Bu amacımızı büyük ölçüde gerçekleştirdiğimizi düşünüyor ve bu eylemimizin ikinci adımını atmak üzere sizlere sesleniyoruz.
Burada çok acı bir gerçeği ifade etmek durumundayız. Bugün ülkemizin hemen hemen her kentinden olan insanlarımızın kendi kentlerinin takımları yerine medyanın ve sözde futbol otoritelerinin “Üç Büyük” diye nitelendirdikleri üç takımdan birini tuttuklarını hepimiz bilmekteyiz. Ülkemizin dört bir yanındaki futbol rantının neredeyse tamamı bu üç takıma gitmektedir. Kars’tan Edirne’ye, Hatay’dan Sinop’a kadar hemen her yerde bu üç takımın ürünleri satılır ve onların daha zengin olması sağlanırken, ne kadar acıdır ki, insanlarımız kendi kentlerinin takımlarının maçlarına dahi bedava girme çabasında olmaktadırlar. bunun sonucunda da ülkemizde üç zengin takım ve yüzlerce fakir takım ortaya çıkmaktadır. Bütün bu imkan seferberliğine rağmen bu üç takımın uluslararası alanda ülkemize kazandırdığı büyük bir başarı bulunmamaktadır.
Artık hepimiz şapkamızı önümüze koyup düşünmek durumundayız. “Ben bu üç takımdan birine destek olacağım yerde kendi kentimin takımına destek olsam, ne kaybederim ne kazanırım” sorusuna cevap bulmalı ve “Ben bundan böyle sadece kendi kentimin takımına destek olacağım” diyebilmeliyiz. hemen hemen her türlü sosyal alanda kent milliyetçiliğini had safhaya çıkaran bizler ne yazıkki futbol alanında bunu yapamamakta ve kendi kentimizin takımını endüstriyel futbol arenasında “piyon” haline getirmekteyiz.
Sizlere yakın zamanda yaşamış olduğumuz iki örneği sunmak istiyorum. 2008 yılında Kayseri’de yapılan BJK Gecesi’nde konuşan Kayseri Beşiktaşlılar Derneği Başkanı bakın neler söylüyor: “ Hepimizin en büyük amacı Kayseri’de Beşiktaşımızı en iyi seviyelere çıkarmaktır” ilk bakışta gayet doğal gibi görünen bu sözleri sarfeden kişi Kayseri Erciyesspor’un da ikinci başkanlığını yaptığını öğrenince futbolumuzun ne kadar büyük bir facia yaşamakta olduğunu anlıyoruz. Bu sözlere hiçbir Kayseri Erciyesspor taraftarı ya da bir Kayserili dostumuz tepki göstermedi. İşin asıl acı tarafı da budur...
Bir diğer örneği de geçtiğimiz günlerde yaşadık. Antalyaspor’un yeni teknik direktörü mehmet Özdilek (Şifo Mehmet) gazetecilerle yaptığı söyleşide şu sözleri sarfediyor: “En büyük hedefim Beşiktaş’ta yönetici ya da teknik direktör olarak hizmet vermektir” Peki ya Antalyaspor!? Sayın Şifo siz neden Antalyaspor’dasınız!? Antalyaspor’u hedefinize ulaşmak için bir basamak olarak mı görüyorsunuz!? Antalyaspor - BJK maçında Antalyaspor yenildiği vakit insanlar ne düşünecekler!? Neden koskoca Antalyaspor camiasını böylesine bir töhmet altına sokarsın!? Bu soruların cevaplarını alamayız çünkü hiçbir Antalyaspor taraftarı bu soruları kendisine sormadı!!!!
Değerli dostlar;
Biz Eskişehirspor taraftarları olarak bu uğurda var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Amacımız Eskişehirspor’a karşı yapılan haksızlıkları protesto etmek değil BOZUK DÜZEN’e karşı bir isyandır. Bu isyanda sizleri yani ANADOLU TAKIMLARI’nın saygıdeğer taraftarlarını da görmek istiyoruz. Sizleri 11 Ocak 2009 tarihinde tüm kentlerde Bozuk Düzen’e karşı çıkmak üzere “BEYAZ KARANFİL - BEYAZ SAYFA” sloganıyla eş zamanlı eylemlyer yapmaya davet ediyoruz.
YAŞASIN ANADOLU FUTBOLU’NUN YENİDEN ŞAHLANIŞI..!!!
antisagun38
07.01.2009, 18:06
neden bizim forumda bu konu hakkında hiç bir görüş yada yorum yapılmadı. konu ekleneli neredeyse 8 gün olmuşş..
BÖRTECINE 38
10.01.2009, 03:45
güzel bir düsünce umarim tüm anadolu sevdalilari es es lilerin attigi bu adimin arkasinda olurlar
Uni.İnfaz
11.01.2009, 03:37
SADECE KAYSERİSPOR ANLAYAN ANLADIIII
es es li güzel konu açmış ama bazı sitelerde görüyok es es lilerin KAYSERİ hakkında yazılarını yorumlarını
tutturmuşlar 061626 diye KAYSERİ hakkında nasıl yorum yaptıklarını biliyonuz mu
bizim tek kardeş takımımız var es es liler ve diger anadolu kulüpleri anlasınlar
O DA ERCİYESSPOR başka kardeş takımımız yok ne sivas ne es es ne bursa ne ankaragücü
Anadolum
25.03.2009, 12:30
Nedense futbolseverlerimizin büyük çoğunluğu,doğup büyüdükleri veya bir ömür boyu yaşadıkları kentin takımının dışında üçüzlerden birine sevdalıdır.Hatta ve hatta kendi kentlerinin takımı,taraftarı olduğu üçüzlerden birisi ile karşılaştığında,sırt çevirirler kendi kentlerinin takımlarına.
Durum öyle bir hal almıştır ki bir kişi üçüzlerin dışında bir takım tuttuğunu söylediğinde,ısrarla 'gerçeği' söylemesi istenir ve üçüzlerden hangisini tuttuğu öğrenilmek istenir.
Genel olarak Anadolu şehirlerinde kendi takımlarının taraftar sayılarının az olma sorunu çözülemiyor,sorunun özü ise Şehrinde kendi takımından fazla üçüzlerin 'taraftar'ı olması.
Kendi şehrinde hiç kimsede örneğin Ankara'lıyı kendi şehrinin takımını tutmadığı için de suçlayamıyor,çünkü Ülkemizde azınlık olmak zor.Takımının 34 maçının 28'ini ertesi gün işe ve okuluna erken kalkıp gideceği bilinirken gecenin 1'inde hem de adil olması gereken devletin kanalında 3 dakikalık özetlerle kısıtlı kamera açılarından izlettirilerek insanlar uyutuluyorsa.
İşyerinde,okulda,mahallede bütün arkadaşlarınız üçüzlerin taraftarı ve onların futbolcusuna hayranlık duymakta ise hatta bu insanlardan kendi aile bireyleriniz içerisinde bile onlara hayranlık duymakta olanı var ise,insanları kendi şehir takımının taraftarı yapmak zor.
Bu adaletsiz ortamda.Bir kent takımı eğer o kentliler tarafından sahiplenilmiyorsa, o kentliler, kulüplerini ikinci, üçüncü sıralara koyuyorsa, o kentin büyük değeri de sessiz sedasız alt liglere düşer kaybolur gider, birkaç cılız ses dışında kimseden de tepki de gelmez.
Büyük küçük demeden soru yöneltseniz bulunduğunuz kentteki insanlara hangi takımı tutuyorsunuz diye hemen hemen bir çoğu kendi kentinin takımını ikinci takım olarak tutuyorsa, hatta hiç tutmuyorsa,sahip çıkmıyorsa kentine, bunun adı yalnız bırakılmaktır, bunun adı ihanet değil de nedir ki?
Oynanan lig mücadelesinde gözü kulağı İstanbul da veya başka kentler de değil kendi şehrin de olmalı. Örneğin Ankaralıyım derken büyük bir özgüvenle söyleyeceksiniz, ama sıra şehrinizin takımına destek olmaya geldiğinde üçüzlerin maçları şehrinizin takımından önemli olacak.
Ankaralı olmayı önemseyecek şehrinizin takımına destek olmayı göz ardı edeceksiniz! Arka plana atacaksınız!
İstanbul kulüplerinin O kendine has ışıltılı dünyasın da olmak uğruna kent takımınıza sırtınızı dönecek,kendinizi o akıntıya kaptırıp gidecek,takımınızdan bir haber olmayacaksınız.
Kentinizin insanları otobüsle, trenle veya uçakla üçüzlerin maçı için o takımın formasını giyecek, o takımın şehrine gidecek.Kentinizin takımının maçını önemseyip ne radyo'dan, ne televizyon'dan, ne gazete'den, ne de statın'dan takip etmiyeceksiniz. Sordukların da Ankara'yı çok seviyorum,buradan başka yaşayabileceğim şehir de düşünemiyorum diyeceksiniz "ne kadar anti-dürüstlük" ,Ankara'yı, Ankara'lılar düşünmezse kim düşünür ki? Bunun adı riyakarlık değil de nedir?
Halbuki kent bilincinde sorumluluğunda olup kendi şehrimizin takımını desteklersek, şehre bir hareketlilik gelir. Günü birlik de olsa ekonomik hareketlilik gelir, canlı karşılıklı tezahüratlar, karşılıklı şarkılar kısaca maç öncesinde, maç içinde ve sonrasında çeşitli gösteriler,eğlenceler, paylaşımlar, maçlara ayrı bir zevk katar, keyifle geçen dolu dolu haz alınan bir ortam. Bu eğlenceden bu güzellikten bu karnaval coşkusundan niye kendimizi ve şehrimizi mahrum bırakalım ki?
Şehriniz de maç olmasını istemiyormusunuz?
Şehrinize yerli, yabancı rakip takımların gelmesine vesile olarak, şehrinizi tanıtmak, güzelliklerini göstermek istemiyormusunuz? Ya şehriniz de festival yapacaksınız, ya şehriniz de konser düzenleyeceksiniz, ya bir etkinlik, ya da bir maç, bunlardan biri olacak ki insanlar sizin şehrinize gelsin, sizi tanısın,şehrinizin ekonomisine katgısı olsun ve de kendi memleketlerine döndüklerin de yaşadıklarını anlatsın. Böylece seni tüm dünya tanısın. Senin şehrin için yapacağın en büyük iş ve çıkış yolun bu, en büyük reklamın bu.
Kendi kentinize yeğlediğiniz O medyası lobileri aracılığıyla kandırıldığınız şehir görüyorsunuz yarım asırdır olduğu gibi bu sezonda istisnanın dışında yine yurt dışından fiyasko ile döndüler, bu iş böyle ne ekiyorsan onu biçiyorsun. kazançları ise her sezon olduğu gibi bu sezonda eğlencelerine devam ederek kendi kentlerinin reklamını yapmak ve kendi kent ekonomisine kazandırmak oldu,amaçları da bu zaten tek dertleri pastayı Anadolu'ya kaptırmamak,paylaşmamak zaten başarı ile de 50 yıldır bu işi iyi hallediyorlar bazen üç kağıtçıyı,emek hırsızını da tebrik etmek gerekiyor başarısından dolayı.
Ya vicdan,ahlak,emek kazanacak ya da her zaman kazananlar kazanacak. 'Futbol',spor ahlakını ve 'başkalarının acısına bakma'yı adil olmayı,paylaşmayı,hakkaniyeti,dürüstlüğü,dostluğu, dayanışmayı üçüzlere hala öğretemediyse,bunlara başka da hiç bir şey öğretemez...
Bunların adam olacağı yok yarışta olmaması gereken faktörlerin devreye girmesi için çaba sarfetmelere devam etsinler yurt içinde himayelerindeki lobilerin etkisiyle federasyona ve MHK'ya baskı yaparak o tenekeleri almaya devam etsinler her sezon aynı filmi biz izlemekten bıktık bunlar hala bıkmadı.
Ülke futboluna rekabetin gelmesini istememekteler,e ne yapalım bizlerde önümüzde ki sezon bunların yine Avrupa maceralarında ki rezil hallerini şimdiden görüyor gibiyiz,borazancı medyanın yalan yanlış yönlendirme vesilesi pembe dizisi hayalleri o rüyaya yatan acınası insanlarımıza yazık ne diyelim,çünkü 50 yıldır aynı ninnilerle uyumaktalar.
Şehrine sahip çıkmayanlar,başka şehirlerin takımını tutmaya devam edin,şehrinizin hakkını vermeyin,ne yapacaksınız kendi sevdanızı. Kendinizi başkalarının sevdaları ile avutarak paparazzi proğramlarında makenlerin aşk sevdalarını izlemeye devam edin en iyisi siz.
İşin en kolayı güce ve paraya tapma,güçlünün yanında olma,ne yazık ki toplumumuz da bir hayli yaygın.
Ne zaman ki üçüzlerin dışında bir takım şampiyon olacak, o zaman bu tablo değişecek. Ne zaman ki Anadolu'nun bir kalesi bizansın o kapısını kıracak,işte o zaman diğerleri de nasıl olsa onun peşinden gidecek o kapıdan içeri girecektir kesin.
Endüstriyelleşen futbolumuz koşullarında bu belki şimdilik bir ideal bir umut bir ütopya. Ama bunlar değil midir insanı ayakta tutan bizlere yaşam kaynağı olan.
Bizleri burada bir yerlere getiren ise değerlerimize verdiğimiz önem ve düşüncelerimiz.Burada bu düşüncede kalıcı olmamızı sağlayan ise karakterimizdir... Esen kalın.
HoLiGan38
25.03.2009, 17:55
sadece kayserispor anadolu hikayeeeee yazı coq uzun okumadım
Anadolum
11.04.2009, 14:40
Bu güzel yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Sonuna kadar sabırla okuyun arkadaslar.
Her takım, kendi taraftarı için büyüktür...
İngiltere liglerinde geçtiğimiz hafta oynanan maçların izlenme oranlarına göz atıyorum. Premier ligde Manchester City’nin, Portsmouth’u altı golle geçtiği maçta, taraftar sayısı 40,238. Kuzey Londra’nın White Hart Lane stadında, Tottenham’ın Wigan Athletic’i ağırladığı maçta tribünlerde 35,808, ülkenin kuzeyinde, Sunderland’ın Middlesbrough’yu iki golle geçtiği maçta 38,388.taraftar.
Alt liglerde de durum pek farklı değil;
Premier’in bir alt ligi Championship’de, Norwich’in Carrow Road stadında, ev sahibi takımın Sheffield United ile oynadığı maçı izleyenlerin sayısı 24,175. Geçen sezon Premier ligden düşen Derby County ile Cardiff City mücadelesinde 28,007.
Bir alt ligde, League One’da (üçüncü lig), Millwall - Cheltenham maçında 8009 taraftar.
Yukarda saydığım takımların ortak özellikleri, Türk’ün tanımıyla, ‘Küçük takım’ olmaları. Hiç şampiyon olamamış, Şampiyonlar ligine katılamamış, formasına üç beş yıldız takamamış, vs vs.
Oysa ikinci ligde oynayan Leeds United’in kombine biletli taraftar sayısı, Beşiktaş ve Galatasaray’ın toplamından daha fazla. Üstelik mazisi de üçünden de eski. İşler kötüye gidince, İstanbulluların tribünlerin nasıl boşaldığını daha önceleri izledik, peki ya Leeds’in durumunda olsalar, tribün manzaraları nasıl olurdu acaba?
Ikinci ligde mücadele eden Derby County’nin kombine biletli taraftar sayısı 23,500. Ipswich Town’nun 15,000, Wolverhampton Wanderers’ın 17,000.
Oysa bizde taraftarlık, televizyon ekranları karşısında. O yüzden, birinin 25 milyon, diğerinin bilmem kaç milyon taraftarı, garip durum dışardan bakınca...
***
‘Üç Büyükler’ yalanı,ı Türk futbolunun kronik hastalığı. Türk’ün Türk’e propagandası. Peki onlar ‘büyük’ ise diğerleri ne oluyor merak ederim. Sonu ta en başından belli kötü bir filmin ucuz figüranları mı yoksa?
Leblebi, çekirdeki mi, zengin sofrasının çerezleri mi yoksa ?
Olsalar da olur, olmasalarda mı yoksa ?
Üç Büyükler!. Bu nasıl büyüklükse. Çok eskiden beri Avrupa sahalarında yaşanan hüsranları düşününce. Oysa büyük dediğin, büyük olmalı büyükler arenasında. Arsenal’ın, Emirates stadında maç başına geliri 3 milyon Sterlin civarında, kombine biletli taraftar sayısı 40,000, kombine için bekleme sırası ortalama sekiz sene. Manchester United’ın 56,000. Barcelona’nın kombine biletli taraftar sayısı 90,000.
Ve gerçek büyüklerin başarıları ortada.
Ya bizim büyükler! Mesela Beşiktaş, büyüklüğü, dünya futbolunun neresindedir ki? Hatırlayın, geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Liginde. Liverpool’un Anfield stadında. Kop tribününden yükselen (Can We Play You Every Week!) ‘Her Hafta Sizinle Oynayabilir miyiz” tezahüratı hala kulaklarımda. Avrupa arenalarında en ufak başarısı olmayan bir takımın, büyüklüğüne bizden başka kimsenin inanmadığı gerçeği bir kez daha.
Üç Büyükler! Şampiyonlar Ligi tarihinde, gurup maçlarında sıfır puan çekerek ilginç bir rekora imza atan Fenerbahçe. Her sezon har vurup harman savurduğu onca paraya rağmen, tarihinde yalnız bir kez, o da geçen sezon Şampiyonlar Ligi gurubundan çıkmayı başarabilmiş. Bütçe olarak ülke takımlarının hayli üstünde, ama ya sportif başarı. Ne UEFA’da ne Şampiyonlar liginde.
Ve gelelim geçen sezonun şampiyonuna. 165 milyon Dolar borcu ile ülkenin en üst liginde mücadele etmesine izin verilen, kendi liginde Şampiyon olduğu halde ön eleme oynamış, üstelik pek vasat bir takıma elenmiş Galatasaray. Bir kez UEFA Kupasını kazanmış, ama sonrasında Avrupa arenalarında hüsranlarda. Hala eli yüzü düzgün bir stadı bile olmayan, üstelik borç batağında.
Sarı Kırmızılı takım İngiltere liginde oynasaydı, eksi kaç puanda başlardı acaba. 1904 senesinde kurulmuş, mazisi üç İstanbullu’dan eski günümuzde League One’da mücadele eden ve mali butçesinde ki açık yüzünden küme düştüğü sezon 10, bir sonraki sezon 15 puanı silinen Leeds United taraftarlarına sormak gerekir sanırım bu soruyu.
Ve tabi, 2008-2009 sezonunun başında, yine borç yüzünden 30 puanı silinen Luton Town’u unutmadan.
***
İlginç bir istatistik, rekabet yoksunu ligimize dair. Türkcell Süper Lig’de bu sezon Anadolu takımları üç İstanbul takımı ile oynadıkları karşılaşmalarda macı 11 kişi tamamlamayı başarmakta zorlandıkları gerçeği. İstanbul takımlarının bu sezon yaptığı ilk 12 maçta, rakip takımlardan 8 futbolcu kırmızı kartla oyun dışı kalmış olması. Oynanan 12 karşılaşmada sadece Fenerbahçeli futbolcu Volkan Demirel’in kırmızı kart görmesi. Şasırmamak gerek, Zira bizim futbolumuzda sistem çoğunluğun mutlu olması adına. Koskoca bir ülkeyi yalnızca bir şehirden ibaret sayınca, futbol denilen güzelim oyunu iki,. bilemedin üç takıma endekslemek de kaçınılmaz oluyor nasılsa.
Üç kişilik paranoyak bir aşk masalı Türk futbolu. Her sezon ayni teranenin içinde, ayni tek düzeliğin içinde yuvarlanıp gittiğimiz. Ta en başından sürekli ‘Üç Büyük’ yalanı ile yoğrulan, tüm yaşamlarında taraftarı oldukları takımın stadını dünya gözü ile bir kez bile göremeyenlerin diyarında.
Yenenin değil, yenilenin sürekli konuşulduğu bir lig bizim ligimiz. Futbol programlarında sürekli sadece üç takımın tartışıldığı. Sevimsiz ve adaletsiz. Yine çoğunluğun ilgisini çekme adına. O yüzden yense de yenilse de, hep baş köşede üç İstanbullu. Gazetelerin spor sayfalarında, televizyon programlarında. Haliyle neredeyse her doğan çocuk ‘İstanbullu’ güzel ve yalnız ülkemde.
Malum, çocuk ne görürse onunla büyür bu yaşamda..
Bilir misiniz, son yıllarda İngiltere futbolunda dört takım zirve yarışını parsellemiş olsa da, son 25 senede 7 takım kaldırmıştır Şampiyonluk kupasını. Futbol liginin kurulmasından bu yana ise 28 takım şampiyonluk yaşamıştır. İngiltere ikinci liginin (Championship) izlenme oranı bizim ‘Kurşunlu’ Süper ligimize fark attığı da meselenin diğer bir boyutudur…
Turk futbolu, haksız rekabet üzerine kurulu, ‘Üc Büyükler’ edebiyatında eriyip gitmekte. Ama hangi büyük? Sahada oynanan futbolun kalitesi ortada. Har vurup harman savurdukları onca paraya rağmen Avrupa arenalarında aldıkları sonuçlarda.
Filler tepişirken, karıncaların hep ezildiği bozuk düzen Türk futbolu. Adalet, eşitlik ve rekabetten yoksun, kurulduğundan beri yalnızca 4 şampiyon çıkarabilmiş. Üçlü oligarşinin bir heyula misali üzerine çöktüğü.
Hemen her Avrupa macerasında tepetaklak döndüğümüz.
Nacizane düşüncem, takımın küçüğü büyüğü olmadığıdır. Her takım, kendi taraftarı için büyüktür. ‘Hangi takımı tutuyorsun?’ sorusuna verilecek cevap mutlaka üç takımdan biri olmamalıdır. Futbolun beşiğini örnek almak gerekir. Ve diğer kaliteli ligleri.
Nihat Kahveci’nin forma giydiği Villareal, 49,045 (2007 sayımı) nüfuslu küçük bir kasabanın takımıdır. Maçlarını 25,000 kapasiteli Madrigal stadında oynar.
Ve yine hatırlatmakta yarar vardır;
‘Üç Büyükler’ edebiyatı, Türk’ün Türk’e masalıdır…
Yoksa siz hala inanıyor musunuz bu masala?
Ziya ADNAN
ibrahimogut
11.04.2009, 14:57
SADECE KAYSERİSPOR ANLAYAN ANLADIIII
:ksjpeg::GOOL:
Anadolum
17.07.2009, 16:39
ZEKİ ÇOL
Taraftar uyuma, takımına sahip çık
Azerbaycan ile Kayseri'de oynadığımız milli maçın sonrası, kaldığım otelin "roof"una çıktım. Üç genç işadamıyla tanıştım. Üçü de Kayserili ve üçü de Beşiktaşlı. Tesadüf bu ya... Daha önce, Galatasaray'ın Bordeaux ile İstanbul'da karşılaştığı maçın oynandığı akşam da yine Kayseri'de ve yine aynı oteldeydim.
Salonda, TV ekranının karşısında yaklaşık 100 kişilik bir grup. Galatasaray gol attığında, inanın sanki Ali Sami Yen'deymişçesine bir taraftar coşkusunu yaşamıştım. Orada tanıştığım bir avukata da üç genç işadamıyla sohbetteki soruyu sordum:
Kayserilisiniz... Kayseri'de yaşıyorsunuz... Ama Kayserispor'u değil de başka takımları tutuyorsunuz. Peki, en azından Kayserispor'un maçlarına gidiyor musunuz?
"Arada bir" cevapları beni fazla şaşırtmadı.
Zira benzer tablolarla, yıllar boyu ülkenin dört bir yanında maç izlerken de karşılaşmıştım.
Geçtiğimiz ay sonu, bilyoner.com'un 1 milyon kişiyle yapıldığı belirtilen anket sonuçlarını okuduğumda, önce Kayseri'de yaşadıklarımı anımsadım.
Kimilerine göre gerçeği yansıtmadığı iddia edilen o anket, ülke genelinde üç büyüklerin taraftar oranının yüzde 88 olduğunu vurguluyordu. Galatasaray'ın yüzde 35'le başı çektiğini, Fenerbahçe'nin yüzde 33'le onu izlediğini, Beşiktaş'ın yüzde 20'lerde gezindiğini, Trabzonspor'un taraftar oranının yüzde 4 olduğunu, diğer kulüplerin toplam taraftar sayısı içerisinde sadece yüzde 8'lik bir payı bulunduğunu.
Açıkçası hiç yadırgamadım.
Futboldaki rekabet, lig kurulduğundan beri bir kısır döngü içererek sürüp gidiyor bu ülkede. Şampiyonluklar 4 kulübün tekelinde. Daha doğrusu tekelindeydi. Trabzonspor çeyrek asırdır, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş üçlüsünün arasına giremiyor. Bu tekel, kolay kolay kırılacağa da benzemiyor. Çünkü üç büyükle diğerleri arasında, hele şimdilerde aşılması çok zor bir uçurum var. Kamuoyu ilgisi, medya ilgisi, yaptırım gücü, bilinirlik, tanınırlık, ticari ve ekonomik güç, devlet kademesindeki etkinlik, aklınıza ne geliyorsa sistem kıyaslanmayacak boyutta üç büyük lehine işliyor. Taa yıllar öncesinden, yarım asrı aşan bir zaman diliminin ötesinden başlayarak bu gücü oluşturan en etkin faktör, şimdilerde bizzat büyüklerin boy hedefi haline gelen basın.
Bu ülkenin dün olduğu gibi bugün de medya başkenti İstanbul. On yıllar öncesinden başlayan üç büyük destekçiliğinin bugün vardığı nokta ise Anadolu'nun aidiyet duygusunu yitirişi.
Ligin oynanacağı 12 kentin, Trabzon dışında ve 8'inde -Antalya, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, Kayseri, Manisa-Galatasaray, 3'ünde - Ankara, İstanbul, Sivas-Fenerbahçe'nin daha fazla taraftara sahip olması, bunun bir ölçüde göstergesi.
İstanbul ve Trabzon'u saymazsak, o kentlerden Diyarbakır, Eskişehir ve Sivas dışında kalanların hiçbiri, taraftar sıralamasında üç büyüklerin arasına bile giremiyor.
Adanalının, Antalyalının, Balıkesirlinin, Erzurumlunun, Erzincanlının, Giresunlunun, Karabüklünün, Kayserilinin, Malatyalının, Ordulunun, Rizelinin, Siirtlinin yüreği önce kendi takımı için atmazsa, Türkiye'de futbol nasıl kentsel aidiyet duygusuyla buluşacak? Kalıcı başarılar, taraftar desteğiyle bütünleşip nasıl sağlanacak? ekonomik büyüme, ticari gelir nasıl artacak? Güçlü lobiler nasıl oluşacak ve kulüpler nasıl ayakta duracak?
Futbolun vazgeçilmez değerlerinden biri tabii ki taraftar. Ve taraftarlık olgusu, taa yolun başındaki basın dayatmalarıyla bu ülkede yanlış yerleşmiş durumda. Hiçbir Batı ülkesinde böylesine bir garabet yok. Orada insanlar, öncelikli ve ağırlıklı olarak kendi kentinin takımının taraftarı.
Oysa bizde ya Galatasaray ya Fenerbahçe ya da Beşiktaş'ın.
Büyükle, güçlüyle, hükmedenle anılmak, aslında bizim milletçe de karakteristik özelliklerimizden biri.
"Yönetim uyuma, taraftara sahip çık" sloganlarıyla en ufak bir sorunda sıklıkla karşılaştığımız bir ülkede yaşıyoruz. Fakat nedense, "taraftar uyuma, kentinin takımına sahip çık" diyecek bir yapılanmaya gitmeyi ise beceremiyoruz.
Futbolda çok yönlü kalkınmanın yollarından birinin, bizdekinin aksine aidiyet duygusunun oluşmasından geçtiğini de galiba pek bilmiyoruz.
Nereye gidiyoruz?
FArtık o devirler çoktan geride kaldı. Tesis yetersizliğinden söz ettiğimiz, malzeme bulmakta güçlük çektiğimiz, antrenörsüzlükten kıvrandığımız, parasızlıktan yakındığımız dünlerle vedalaşalı çok oldu.
Şimdi, geçmişle kıyaslanmayacak olanakların sahibiyiz. Ama ve ne yazık ki, o yokluk günlerinde yakaladığımız başarıların dahi gerisindeyiz.
Üstelik yerlisini beğenmediğimizde yabancı antrenörü göreve getirecek, kendi çocuklarımızın performansını yetersiz bulunca devşirmelere milli takım formasını giydirecek bir sürece de girmemize karşın.
Son olimpiyatı anımsayın... Dökülmüştük!
Son Akdeniz Oyunları'na göz atın... Hüsranla döndük!
Birileri çıkıp, 20 altın, 19 gümüş, 26 bronz madalyayı "başarı" diye yutturmaya kalkabilir.
İnanmayın.
Bu, Türkiye'nin Akdeniz Oyunları tarihinde aldığı en başarısız sonuçlardan biridir. Aksini düşünenlere, önce şu tablodan söz edelim:
Türkiye 1951'de Mısır'dan 1,65, 1953'te İspanya'dan 3, 1959'da Lübnan'dan 4, 1967'de Tunus'tan 5, 1971'de İzmir'den 4,86, 1975'te Cezayir'den 4,81, 1987'de Suriye'den 4,9, 1991'de İtalya'dan 4,07, 2001'de Tunus'tan 4,41, 2005'te İspanya'dan 4,17 yarıştırdığı sporcuya karşılık 1 madalya kazanmıştı! Pescara'da 5,26 sporcuya karşılık 1 madalya aldı!
Bu ortalamanın tarih boyunca daha kötüsü, 6,16 ile 1963 İtalya, 8,1 ile 1979 Yugoslavya, 6,09 ile 1983 Fas oyunlarında yaşandı. Ve o devirlerdeki olanaklar, bu devirle kıyaslanmayacak ölçüde aşağılardaydı.
Pescara'ya tarihin en kalabalık ekibiyle gittik. 27 dalda 342 sporcuyla. 15 dalda kürsüye çıktık, 12 dalda bir bronz dahi kazanamadık. Hem de Akdeniz Oyunları'nın 3. sınıf bir organizasyon olmasına karşın!
Güreş, halter ve atletizm olmasa hüsranın ağababasını yaşayacaktık. Altın madalyaların yüzde 80'i, tüm madalyaların yüzde 58,4'ünü bu üç dalda aldık.
Denildi ki, genç bir kadroyla katıldık.
Galiba olimpiyat, dünya, Avrupa şampiyonalarında yarıştırdığımız, kürsüde alkışladığımız sözgelimi Nurcan'ı, Elvan'ı ve daha nicelerini de o kategoride saydık! Artı; İtalya, Fransa, İspanya, Yunanistan gibi ülkelerin de en az bizim kadar genç kadrolara deneyim kazandırmanın peşinde koştukları gerçeğini ıskaladık.
Şöyle bir dönüp de olimpiyat tarihimizi ve madalya alan sporcularımızı hatırlamaya çalışın. Güreş ve 1988 Seul Olimpiyatları'ndan itibaren halter... Madalyalarımızın ezici çoğunluğu bu iki daldan. Ve bu iki dal, şimdilerde olimpiyatların en az ilgi gören sporları. Tabii ki onların performanslarını saygıyla, takdirle karşılıyorum. Lâkin güreş ile halter yoksa uluslararası arenada Türk sporu da yok! Haydi, son dönemlerde atletizmde yaşadığımız kıpırdanmayı istisna tutalım. Peki, biz diğer dallarda ne yapıyoruz?
Sözgelimi 18 sporcuyla gittiğimiz yüzmede bir üçüncülük bile alamıyorsak... 10 sporcuyla katıldığımız jimnastikte 1 bronzla avunuyorsak... Takım sporlarında 1 şampiyonluk kazanamıyorsak... Biz nereye gidiyoruz? Aslında temel soru da bu zaten... Türk sporu nereye gidiyor? Akdeniz Oyunları'nda 1991'de Atina'da başlayan yükselme süreci, 2005 İspanya'dan itibaren hissedilir bir gerilemeye dönüştü. Katılımımızın daha az olduğu o dönemlerde, mesela 1991'de 23, 1993'te 34, 1997'de 28, 2001'de 33 altın madalya kazanmışken, bu sayı 2005 ve 2009'da 20'şerde kaldı. Son olimpiyatlarda 2004'te yine Atina'da sergilenen performans mumla arandı.
Bilmem bu veriler size bir şey ifade ediyor mu?
Bana çok şey ifade ediyor. Artık tesisimiz var... Malzememiz var... Antrenörümüz var... Paramız var... "Gak" denince et, "guk" denince sütün esirgenmediği bir yeterliliğimiz var. Spor yapma çağında 30 milyon gencimiz, yani bir türlü değerlendirmeyi beceremediğimiz devasa bir potansiyelimiz var.
Ama... Yöneticimiz yok!
Geçmişte var olan spor yöneticilerimizin yerinde şimdi yeller esiyor.
Ne yazık ki, Türk sporunun son dönemlerdeki en temel ve düşündürücü sorunu bu.
Kaynak/Zaman.com.tr
BÖRTECINE 38
17.04.2010, 05:23
http://www.bursasporum.com/images/uploads/12%287%29.jpg
zeki colun yazisi guzel..malesef insanlari anlamak zor..geri zekali bunlar..en yakin arkadaslarimi bile ikna etmekte zorlaniyorum..ali sami yeni bile gormeden omru hayatinda galatasarayi tutuyor..geri zekali..yok hafiz benim kafa basmiyor bea:D
SADECE KAYSERİSPOR ANLAYAN ANLADIIII
me too....
Ünal, düzenlediği basın toplantısında, Eskişehirspor'un Turkcell Süper Lig'in son iki haftasında yaptığı maçlarda talihsiz yenilgiler aldığını belirterek, Süper Lig'de sahada mücadele etmeyen takımlarını maç kazanma şanslarının olmadığını kaydetti.
Turkcell Süper Lig'de her takımın birbirini yenecek güçte olduğunu ifade eden Ünal, şöyle konuştu:
''Maçın başlama düdüğünün ardından maçı kazanmak için gereken mücadeleyi vermemiz gerekiyor. Futbolcularımız büyük takımların maçlarına daha iyi hazırlanıyorlar. Denizlispor ve geçen hafta Ankara deplasmanında yaptığımız Ankaragücü maçında iyi mücadele etmedik. Eskişehirspor'un bütün takımları yenebilecek gücü var. 26 Nisan'da çok önem verdiğimiz Trabzonspor maçına çıkacağız. Ligde geride kalan 4 maçın üçünü kazanmak istiyoruz. Önümüzdeki yıl çok önemli işler yapmak istiyoruz. Gelecek yıl için gerekli takviyelerle kadro iyileştirmesi yapacağız.''
-''MİLAN İLE KARDEŞ KULÜP OLACAĞIZ''-
Ünal, takımın iyiliği için sözleşmesi uzatılması gereken futbolcuların sözleşmelerini yenilediklerini belirterek, Eskişehirspor'un gelecek yılın plan ve projelerini uygulamaya başladığını bildirdi.
Sezon sonunda sözleşmesi bitecek Eskişehirspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay ile görüşmeler yaptıklarını anlatan Ünal, şöyle devam etti:
''Yönetim kurulu toplantımızın ardından kesin kararımızı vereceğiz. Eskişehirspor, dünya kulübü olmak için temeller atıyor. Dünyanın önde gelen kulüplerinin yaptığı işleri yapmak istiyoruz. İtalya'nın Milan Kulübü ile Milano'da 28 Nisan'da düzenlenen bir törenin ardından kardeş kulüp olacağız.
İstanbul'un adeta derebeyi olan kulüplerine diz çöktürecek bir kulüp olmak için adımları atmaya başladık.
ali38_38
24.04.2010, 01:12
Milanla kardeş klup olacaklarmış milan sizi adamdan saymaz be :D:D komedi ezikler görende dünyada tanınmış takım sanar nesinizki hava atıyosunuz
y_d_yazici
24.04.2010, 11:47
Ligde geride kalan 4 maçın üçünü kazanmak istiyoruz.
geri kalan 1 tanesinde şikemi yapacaklar:)
vBulletin v3.7.4, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.